Mirc Sohbet Chat TurkChat

mirc

Suan Sohbet Chat Mirc Sitesinin ‘Hikayeler’ Kategorisindesiniz

Oda Seviyormuş

Perşembe, Ocak 8th, 2009

Burnu bir karış havada, gözü yükseklerdeydi ben onu sevdiğimde. Hele hele benim aşkımı yerden yere vurup, nasıl kırmıştı kalbimi zalim. Dudaklarından dökülen acı sözleri; öyle ki, bugün bile unutamadım. Ne tebessümdü o , zehirden beter. Her olayda içim paramparça, gözlerim ağlamaktan kıpkırmızı olurdu. Yorgun düşerdim onsuz geçen, onunla dolu, koyu siyah gecelerden. Pişmanlıktan kendime lanetler eder, sevgimi söylediğim günü düşündükçe, kaleme sarılıp yazardım ona nefretin aşkla kucaklaştığı o uzun mısralarımı. Derdim ki; alın yazımdı, on beşimin çocuksu aşkıydı. Nasıl da gülerdi canı istedi mi… En anlamlı bakışlarıyla önce ümitlendirir, ardından bir uçurumun kenarına yapayalnız bırakır giderdi.

Ben çaresiz, ben yorgun, ben bıkkın bu sevdadan. Ah bilirdi o insafsız, diri diri yanardım o böyle yaptıkça… onda ne bulduğumu bugün bile bilemem. Ama o günlerde hayatımın amacı, varolma nedenim oymuş gibi gelirdi bana. Çocukluk mu, yoksa gençliğimin safça tutkusu muydu bu ölesiye bağlanış, içten içe kopan fırtınalar, bu delice yakarış? Kim bilir, belki de sevilmeye muhtaç bir kalbin bitmek bilmeyen kaprisi…

Ondan hiçbir şey istememiştim. Sadece sevgi… Evet, şimdi yıllar sonra elimde resmi,onu düşünüyorum, hatıralar… Hava yine soğuk, yine kasvetli gözleri gözlerimde yine, sevgisi derin yüreğimde. Unuttum sanırdım, meğer aldanmışım. Ağladım saatlerce. Onun ölüm yıldönümü . 17′sinde toprakla kucaklaşalı uzun yıllar oldu. Bir melodidir kırık, umutsuz… Doldururken sensizlik o an odayı gönlüm hala boş, kafam yine dumanlı.

Bir feryat yankılanmıştı acı dolu, tam 15 yıl önce bugün bomboş kırlarda. Deli gibi koştum sınıfa, sırası boştu. Benim kadar çaresizdi her köşe. Kendi kendime konuşarak yaklaştım sırasına; “Sen ölemezsin; canımsın, sevgimsin, emelimsin.. dileğince nefret et, alay et duygularımla ama ne olur bir yalan olsun, acı bir şaka. Evet, evet beni üzmek için yapıyorsun. Her şeyini özledim… Allah’ım son defa göreyim yeter bana” Bu sensiz yakarış defalarca sürmüştü ta ki, ölümün o sinsi kokusunu içimde duyana kadar. Hıçkıra hıçkıra ağladım, sıraya kazıdığın ismini öptüm. Sonra, ona ait bir şeyler bulmak için aradım her köşeyi…
Buruşturulmuş bir sayfa, kitaplarından birinin arasından düşüverdi yere. Yazı, onun yazısı. Bir mektuptu, özenilerek yazılmış, belki de çok emek verilmiş her satırına…Çok şaşırdım, mektup bana hitabendi. Korkakça, kaybolmasından korkarak, acıyla okudum her cümleyi kalbimde büyüyen bir özlemle… Hele hele o ilk satırı… Öyle ki, bugün bile unutamam, okudukça ağlarım. “İnsan sevdiğini yerden yere vururmuş bir tanem, AFFET BENİ !!!…”

Deniz fenerinin Aski

Perşembe, Ocak 8th, 2009

Bir Denizfeneri.. Okyanusla sonsuza dek komşu.
Okyanusun mu ona daha çok ihtiyacı var yoksa,
denizfeneri mi okyanus için vazgeçilmez bir sevgili?

Gündüzleri, denizfeneri isyanlarda… Çünkü yanıbaşındaki
biricik sevgilisi gözlerinin önünde güneşle ihtirasla sevişmekte.
Hep gece olsun ister, sevgilisi ona kalsın, yalnız onda bulsun
gecedeki renginin güzelliğini… Denizfeneri, küçücüktür okyanusa
göre ama güneşin aşkından daha büyüktür aşkı okyanusa…

Geceleri ise denizfeneri, mutluluklar peşindedir, gecenin esrarengiz
sessizliğinde. Her ışık turunda çıldırır denizfeneri zevkten, adeta
danseder okyanusun en uzak noktalarına uzanarak. Daha gerçektir
denizfeneri, gece sadece o ve okyanus vardır sınırlı görüş gizliliğinde.

Gündüzleri denizfeneri bir hiçtir bütün aldatmalara şahit olarak.
Güneş ise gece olunca bu hissi göremez.. Gece, denizfeneri ile
okyanusun aşkının dansedişine güneş şahitlik yapmaz..

Gün bitiminde ve başlangıcında teslim ederler sevgili
okyanuslarını birbirlerine güneş ve denizfeneri.

Güneşin okyanusla arasına giren bir engel
vardır kimi zaman, bu işkencedir güneşi küçülten.
Bulutlardır, bu hain, gündüz aşkında güneşe okyanusu
göstermeyen. Güneş ise tüm gücüyle savaşır okyanusa ulaşmak
için. O kadar yaklaşır ki, bulutlara bulutlar, yoğunlaşır, yoğunlaşır
ve gökyüzü ağlamaya başlar okyanus hasretinden hesapsızca titrer.

Okyanus bütün damlaları özlemle kucaklar, her damla onu güneşine
daha çok yaklaştırmaktadır. Gökyüzü ağlar, ağlar ta ki son damlası
bitene kadar. Okyanus damlalarla büyür büyür büyüklüğüne daha
hacim katarak aşkının sevgi damlalarıyla. Bilmezdi okyanus,
her yağmurla sevgisini ona iletmek isteyen bir güneşinin
olduğunu. Her yağmur yağdığında okyanus kızar
güneşine gündüz onu terkettiğini düşünür,
hırçınlaşır, dalgalanır öfkesinden bilemez
güneşinin ona ulaşmak için savaştığını.

İntikamını denizfenerinden alır okyanus,
onun neden gündüz sevgilisi olmadığını defalarca
kamçılayarak sorar denizfenerine. Dalgalarını büyütür,
cevap alamayınca denizfenerinden.. Denizfeneri onu teselli
edemez, çünkü o sadece gece vardır gerçek gecededir onun için.
Ağlayamaz denizfeneri, ağlamayı deliler gibi istesede, gözyaşları
yoktur, ulaşmak istesede ulaşamaz gündüz sevgilisine.
Çaresizdir denizfeneri, sadece bir dilek geçirir içinden
rüzgarâ yalvarır “bulutları kaçır buradan” diye,
güneşin çıkması sevgilisine sevgi dolu
ışıklarını göndermesini diler.

Okyanusunun mutluluğunu ister
hesapsızca… Çünkü tek mutluluğu budur
denizfenerinin. Ağlayamaz, gündüz ona ulaşamaz,
konuşamaz hislerini okyanusuna. Her okyanusun
sahilinde bir denizfeneri vardır.
Her gece denizfenerleri gemilere okyanusa olan
aşkını haykırırlar, ümitsizce, yarınlarını hiç düşlemeden…
Ve her gece hikayelerini anlatmak için
gemileri beklerler sonsuz gecelerde…

eve yuruyus hikayesi

Perşembe, Ocak 8th, 2009

Ispanya’ nin guneyinde Estopana isimli kucuk bir kasabada buyudum.16 yasindayken bir
sabah babam benden kendisini araba ile 30 kilometre uzaktaki bir koye goturmemi istedi.

Ancak,onu Mijas ‘a biraktiktan sonra arabayi bakim icin yakindaki bir tamirhaneye goturup birakmam gerekiyordu. Araba kullanmayi yeni ogrenmistim ve kullanmak icin de pek firsat cikmiyordu.

Onun icin hemen kabul ettim. Babami hemen Mijas’a goturdum ve ogleden sonra 4′ te almaya soz verdim.

Sonra arabayi, tamirhaneye biraktim. Birkac saat vaktim vardi. Ben de, tamirhanenin yakinindaki bir sinemada bir-iki film izlemeye karar verdim.Fakat bu isten o kadar keyif aldim ki, bir-iki derken ipin ucu kacti. Son filmi izledikten sonra saate baktigimda 6 oldugunu gordum.

Iki saat gec kalmistim. Film izledigimi biliyorsa babamin kizacagini biliyordum. Bir daha arabayi kullanmama izin vermezdi. Ona tamirhanede arabanin isinin uzun surdugunu soylemeye karar verdim. Bulusacagimiz yere vardigim zaman babamin kosede oturmakta oldugunu gordum. Gec kaldigim icin ozur diledikten sonra ona arabanin isinin uzun surdugunu soyledim. Bunun uzerine bana nasil baktigini unutamam.

“Bana yalan soyledigin icin cok uzuldum Jason”

“Ne demek istiyorsun? gercegi soyluyorum.”

Babam bana tekrar bakti, ” Sen gec kalinca, tamirhaneyi aradim ve bir sorun olup olmadigini
sordum. Bana senin henuz arabayi almaya gelmedigini soylediler. Yani araba ile ilgili bir sorun
olmadigini biliyorum.” Birden ne kadar buyuk bir suc isledigimi anladim ve
babama gercegi itiraf ettim. Babam beni uzgun bir sekilde dinledi.

“Kizginim, ama sana degil, kendime. Eger sen bunca yildan sonra bana yalan soyleyebiliyorsan demek ki ben iyi bir baba olamamisim. Kendi babasina bile yalan soyleyebilen bir cocuk yetistirmisim. Eve yuruyerek donecek neyi yanlis yaptigimi dusunecegim.”

“Ama baba, ev 30 kilometre uzakta ve hava karardi. O kadar yolu yuruyemezsin.”
Babam ne ozur dilemelerime, ne itirazlarima kulak asmadi.Onu hayal kirikligina ugratmistim ve hayatimin en aci veren derslerinden birini almak uzereydim.Babam tozlu yollarda yurumeye basladi.

Ben de arkasindan araba ile izliyordum ve durmadan ozur diliyor ve arabaya binmesini rica
ediyordum. Ama beni duymazdan geliyor ve sessiz, dusunceli, uzgun bir sekilde
yurumeye devam ediyordu.

30 kilometre boyunca 10 kilometre suratle takip ettim.

Babamin hem fiziksel, hem de duygusal olarak bu kadar aci cekmesine tanik olmak
hayatimin en uzucu ve aci veren deneyimi olmustur. Ancak, ayni zamanda en buyuk hayat dersini de

bu olaydan aldigimi soylemeliyim. O zamandan beri asla yalan soylemedim.

Jason Bocarro

Balon

Perşembe, Ocak 8th, 2009

Küçük çocuk, baloncuyu büyülenmiş gibi
takip ederken, şaşkınlığını gizliyemiyordu.
Onu hayrete düşüren şey,
“Bizim eve bile sığmaz” dediği o güzelim balonların
adamı nasıl havaya kaldırmadığı idi.
Baloncu dinlenmek için durakladığında o da duruyor
ve sonra yine takibe koyuluyordu. Bir ara adamın
kendisine baktığını farkederek ona doğru yaklaştı
ve bütün cesaretini toplayarak:
-Baloncu amca, dedi. Biliyormusun benim hiç balonum olmadı.
Adam çocuğu söyle bir süzdükten sonra:
-Paran var mı? diye sordu. sen onu söyle.
-Bayramda vardı, diye atıldı çocuk, önümüzdeki bayram yine olacak.
-Öyleyse bayramda gel, dedi adam. Acelem yok, ben beklerim.
Çocuk sessizce geri döndü. O ana kadar balonlardan
ayırmadığı gözleri dolu dolu olmuş, yürümeye bile mecali
kalmamıştı. Bir kaç adım attıktan sonra elinde olmadan
tekrar onlara baktığında, gördüklerine inanamadı.
Balonlar, her nasılsa adamın elinden kurtulmuş ve
yol kenarındaki büyük bir akasya ağacının dallarına takılmıştı.
Çocuk, olup bitenleri büyük bir merakla takip ederken,
baloncu ona doğru dönerek:
-Küçük, diye seslendi. Balonları ağaçtan kurtarırsan
birini sana veririm. Yapılan teklif,
yavrucağın aklını başından almıştı.
Koşarak ağacın altına doğru yöneldi ve ayakkabılarını
aceleyle fırlatıp tırmanmaya başladı.
Hedefine adım-adım yaklaşırken duyduğu heyecan,
bacaklarını kanatan akasya dikenlerinin acısını
hissettirmiyordu. Sincap çevikliğiyle balonlara
ulaştığında bir müddet onları seyretti ve
dallara dolanan ipi çözerek baloncuya sarkıttı.
Ancak balonlardan birisi iyice sıkıştığından
diğerlerinden ayrılmış ve ağaçta kalmıştı.
Çocuk onu kurtarmaya kalkışsa,
dikenlerden patlayacağını çok iyi biliyordu.
İster istemez balonu yerinde bırakıp
aşağıya indi ve adam dönerek:
-Birini bana verecektiniz, dedi. Hangisi o?
Adam elini tersiyle burnunu sildikten sonra:
-Seninki ağaçta kaldı evlat, dedi. İstersen çık al.
Çocuk bu sefer ayakta bile duramadı.
Kaldırım kenarına oturup baloncunun
uzaklaşmasını bekledikten sonra,
dallar arasında parlayan balona uzun uzun bakarak:

“Olsun”, diye mırıldandı. “Olsun.” Ağacın üzerinde
kalsa da, bir balonum var ya artık..

Simdilik

Perşembe, Ocak 8th, 2009

Büyükler, çocukların konuşmalarını yarım yamalak dinlediklerinden, onların sözlerinde gizli derin anlamları kaçırırlar.
Bizim eve, karıma elbiselerin, örtülerin, çarşafların söküklerinin dikilmesinde yardım eden bir terzi kadın gelir.Bu kadın bize geldiği zaman küçük oğlunu da beraberinde getirir. İşte ben, kalıcı ve derin imanın anlamını bu küçük çocuktan öğrendim. Onunla uzun zamandan beri arkadaş olduğumdan, bizim eve geldiğinde biraz sohbet etmeyi ihmal etmem.
Geçenlerde bana yakında güzel bir futbol topu alacağını söyledi.
Onu tekrar görüşümde futbol topunu alıp almadığını sordum.
Çocuk cevap verdi: “Hayır efendim, annem şimdilik topa ayıracak paramız olmadığını söyledi.”
Onun bu sözleri, durumlarının yakında düzeleceğine dair derin inancını gösteriyordu. Bilhassa, kullandığı “şimdilik” kelimesinde kuvetli bir güvenin izi seziliyordu.Bu çocuğun söyledikleri beni uzun uzun düşündürdü. Onu uzun bir süre görmedim. Günün birinde tekrar rastladım. Çocuk, bahçede oturmuş, bir karınca yuvasını seyrediyordu.Yavaşça yanına sokuldum.
Onu konuşturmak için babasından bahis açtım:
“Eve gidince yemekten sonra babanla oynayacak mısın?
Yoksa yemekten sonra hemen yatacak mısın?” diye sordum.
Çocuk ciddiyetle yüzüme baktı ve:
“Babam bir kaza geçirdiğinden hastanede. Şimdilik babamla oynayamayacağım!” dedi.
Geçen gün yolum, oturdukları mahalleye düştü.
Çocuğu kaldırımda aceleyle yürürken gördüm. Üzerinde temiz
koyu renk bir elbise vardı.
“Heyy” diye seslendim.
“Neden bayramlık elbiselerini giydin? Herhalde hastaneye babanı görmeye gidiyorsun.”
Çocuk gülümseyerek başını salladı. Bundan sonra söylediği sözler, dünyayı içinde yaşamaya değer bir hale getiren,ölümden sonraki hayata olan imanın bir insan için neler yapabileceğini anlamama sebep olan sözlerdi.Çocuğun soruma verdiği cevap şu olmuştu:
“Hayır efendim, hastaneye babamı görmeye gitmiyorum. Babam geçen hafta öldüğünden, onu şimdilik göremeyeceğim.”

En Aci Sevgililer Gunu

Çarşamba, Aralık 19th, 2007

BU YAZIYI GEÇTİĞİMİZ SEVGİLİLER GÜNÜNDE YAZDIM.SİZLERLE PAYLAŞMAK İSTEDİM. SENİ BİLMEM AMA BEN BUGÜNDE MUTSUZDUM.VE YİNE GÖZYAŞLARIM DURMAK BİLMİYORDU.BUGÜNKÜ GÖZYAŞLARIM DİĞERLERİNDEN FARKLIYDI.HERZAMAN SENİN İÇİN,SANA AĞLIYODUM.BUGÜN KENDİM İÇİN AĞLADIM.ÇÜNKÜ:YAZIKTI.SENİN İÇİN DÖKÜLEN GÖZYAŞLARIMA,HASRETTEN,AŞKTAN YANIP KÜL OLAN YÜREĞİME YAZIK.AKLIM,MANTIĞIM,HERYER,HERŞEY SEN OLMUŞ.BENİM YÜREĞİM TÜKENMİŞ ARTIK SENİN AŞKINDAN.GÖZÜMÜ KÖR ETMİŞSİN.AMA ARTIK YOK.SENİN İÇİN DEĞMEZ.SENİN İÇİN YAPTIĞIM HERŞEYE YAZIK.BİR VEFASIZ UĞRUNA BUNCA ACIYA KATLANDIĞIMA YAZIK.BUGÜN YİNE MUTSUZDUM VE GÖZYAŞLARIM YİNE DELİ GİBİ AKIYORDU.AMA BUGÜN SANA DEĞİL KENDİME AĞLADIM.SANA DEĞİL KENDİME AĞLADIM…

Altin Balik

Çarşamba, Ağustos 13th, 2008

Bir zamanlar,deniz kenarında küçük kulübelerinde yaşayan bir balıkçı ile karısı varmış.Balıkçı fakir olmasına fakirmiş,ama elindekilerede yetinmesini bilen biriymiş.Oysa karısıhiçbir şeyle mutlu olmayan,her zaman daha fazlasını isteyen tamahkar bir kadınmış.
Bir gün balıkçı,herzamanki gibi günlük rızkı çıkarmak için balık tutmaya gitmiş.Ağını suya bırakmış.Sonrabir taşın üzerine oturarak beklemeye başlamış.
Bir süre sonra ağını çekmiş.Ağındaki balığı görünce biraz garipsemiş.

Elden Kacan Mutluluklar

Perşembe, Ocak 8th, 2009

Günlerden bir gün evdeoturan çocuk evde oturmaktan çok sıkılmıştır ki telefonunu eline alıp herkese çağrı atmaya başlamıstır bu kadarı çocuğu tatmin etmemiiştir ki artık kafasından numaralar yazıp o numaralara çağrı atmaktadır çağrı attığı numaralardan biri arar ve yüksek bir sesle sorar:
- siz kimsiniz???
çocuk kısık bir ses tonuyla:
- kimi aramıstınız?
der.
- Bilmiyorum biraz önce bu numara bana çağrı attı tanıyamadığım için aramıstım
der. Çocuk ise:
- özürdilerim o bendim yanlıslıkla oldu
der ve teli kapatır. Tam o anda bir mesaj gelir:
- pardon kim oldunuzu öğrene bilirmiyim beni aramıssınızda
der. Çocuk sasırır ve tel numarasın gizler ve mesaj atan kisiyi arar alo diye bir ses duyar ve kaptır karşısındaki bir kız’dır çocuk kızın sesini çok beğenir ve mesaj atmaya karar verir mesaj su cümlerle baslar “iyi günler ben sizi okulun önünde gördüm ve beğendim sizde isterseniz sizle tanısmak istiyorum
der. Kız bu mesaja şaşırır ve cevap yazar
- Beğenmenize sevindim ama ben okulu bırakalı 2sene oldu
der ve
- Birisiyle karıstırdınız sanırım
diğerek msj son verir çocuk ne yapıcanı saşırır ve cevap verir
- bende sizi 2sene önce görmüstüm ama yeni telefon numaranızı yeni bulabildim
der ve ismini sorar kızdan cevap gelmemektedir çocuk merak eder ve msj çeker
- rahatsız olduysanız bir daha sj atmam lütfen msj cvp verin
peki çocuk niye bu yalanı söyleme gereğini duydunu düsünür bir cevap veremez ya kız güzel değilse ya özürlüyse diğe düsünürken uykuya dalar sabah kalktığında telefona bakar msj gelmemiştir kendi kendine söz verir birdaha kızı rahatsız etmeyecektir. Ama hala kullağında kızın o güzel sesi vardır birseyler çocuğu kıza doğru çekmektedir. Peki bu nedir aşk mı? Telefonu alır numaraları yazar ve siler bi an numarayı ezberlemiş olduğunun farkına varır ve güler neden allahım neden diye söylenirken bir mesaj gelir çocuğun suratında bir gülümseme olusur mesaj şu cümleyle başlar
- benim numaramı kimden ögrendiysen ismi ona sor
der ve
- yasınızı ve isminiz öğrenebilirmiyim?
der.Çocuk:
- ismim Onur yaşım ise 19
der
- sizin isminizi öğrenebilir miyim?
yine bekler bekler cevap gelmeyeceğini düsünürken oda ne cevap gelir
- ben nergis okulu bıraktım peki sen ne yaparsın ve benim numaramı nerden aldın?
diye sorar kız cevabın ne olucanı merak etmektedir cevap:
- ismini söylemeyeceğime söz verdim
der kız dan mesaj gelir
- ben yeni aldım sadece bu numarayı 3 kisi bilyordu babam annem ve kuzenim bilmekte sen nasıl öğrenebilirsin ki nasıl?
kızın merakı artar ve çocuga bulusmak istedini söyler çocuk severek kabul eder
- kadıköy mine kafede bulusalım
der ve altına ekler iyi geceler sabah oldunda çocuk hazırlanır kokular sıkar üstüne ve kafeye doğru yol alır kız kafede onu beklemektedir çocuk kafeye gelir ve kızı arar NEREDESİN çocuk heycanlıdır kızı görür ve yanına gider tanısırlar ve konusmaya başlarlar kız sorar:
- numaramı nerden buldun?
çocuk duymamazlıktan gelir kız tekrar aynı soruyu yöneltir
- numaramı nerden buldun??
- buldum iste
kız gülegüle diyerek kalkar çocuk telefon eline alır ve kıza mesaj atar
- başkasını yollamak yerine kendin gelseydin öğrenirdin
dedi bu mesajdan sonra kızda ufakda olsa bi pismanlık vardı
- bekle bekle geliyorum
diye mesaj yollasada çocuk beklemedi ve çıktı eve doğru yol almıstı kız kafeye geldi ve çocuk yoktu sadece masada su not vardı: – BİRŞEYLERİ NE KADAR ÇOK ELDE ETMEK İSTİYORSAN O KADAR BÜYÜK KUMAR OYNARSIN KAYBETTİN GÜZELİM…
kız sasırdı ve kaçırdığı ne olabilirdi kiz çocuğa günlerce mesaj attı ama çocuktan cevap gelmedi iki yıl sonra kız bu numaraya tekrar mesaj atar
- ARTIK NELER KAÇIRDIĞIMI BENDE BİLİYORUM GELECEĞİMİ VE MUTLULUĞU KAÇIRDIM PEKİ SEN MUTLUMUSUN?
cevap gelir:
- SEN NE KADAR MUTLUYSAN BENDE O KADAR MUTLUYUM

Yusuf Hikayesi

Perşembe, Ocak 8th, 2009

Onu ilk gördüğümde oldukça çirkin gelmişti gözüme.
Küçücük bir et yumağı gibiydi. Henüz birkaç haftalıktı.
Biraz büyüyüp palazlanınca bizim olacaktı.
Şimdi annesine ihtiyacı vardı. Babası ve annesi inanılmaz
güzellikte mavi tüylere sahiptiler. Ondan önceki yavru ise
müthiş bi eflatun renginde idi. Meraklanıyorduk. Acaba
bizim muhabbet kuşumuz ne renk olacaktı…
Karbeyazdı. Doğduğunda aylardan Ağustos’tu.
Bize geldiğinde ise Ekim. Eşime doğum günü
armağanıydı o. Oldum olası severdi kuşları.
Hemen kafeslerin en güzeli, yemlerin en kalitelisi
bulundu, alındı. Ben özgür bir ruhun hapsedilmesine
karşıydım hep. Bu, kuş bile olsa, salarım diyordum.
Salarsan ölür, kargalara yem olur. Hayatta kalması için
bu gerekli deyip ikna ettiler. Erkek dedi, bize onu
veren arkadaşımız bizde ona isimler aramaya başladık.
Her ismi söylüyor tepkisini bekliyorduk.
Karbeyazdı. Albino imiş cinsi. Pamuk dedik yok,
kardelen dedik yok. Yusuf dedi eşim. Tepki verdi.
Ben, olamaz derken yeniden ve yeniden.
Adı Yusuf oldu kuşumuzun. Koca Yusuf.
Bir kuşa verilecek en garip ad.
Aylar geçtikce onu konuşturmaya uğraştık durduk
Sonunda oldu. İlk sözü cici babacık, ardından
aşkım, canım ve şimdi hatırlayamadığım bir çoğu.
Bize öyle alışmıştı ki, cam açık bile olsa uçmaz
gezinirdi evde. O bizim akıllı kuşumuzdu.
İki yıl olmuştu evimize neşe katalı, bir gün ben
hamile olduğumu öğrendim. Her türlü riske karşı
onunla aynı ortamda bulunmamalıydım.
Anneme gönderdik içimiz acıyarak. Doğumdan
sonra ise dayım istedi onu. Dayım yalnız yaşardı.
Bana arkadaş olur. demişti. Öyle de oldu.
Kelimelerine bir de dayıcık eklenmisti şimdi.
Dayım mutlu, o mutlu Çınarcık’ta yaşıyorlardı.
Bir gün beni arayıp Yusuf ile marketten geldik dedi.
Hem kafes, hem alış-veriş zor değl mi dedim.
Ne kafesi Yusuf gömlek cebimde gittik geldik. Biz
aylardir böyle dolaşıyoruz. O benim oğlum dedi.
Mutlu olmuştum. Eşim de ben de oğlumuzun
doğumuyla pek aramaz olmustuk Yusuf’u.
O geceye kadar iyiydi herşey. O gece 03:02′ye kadar.
Açık olan pencereden kaçabilecekken buna
imkânı varken kaçmayan o kuş sarsıntı ile harabeye
dönen evde ölümü seçmişti yeni sahibi ile.
Bu cins kuşların depremi çok önceden hissettiklerini
öğrendim sonradan. Son görüşmemizde Dayım
Yusuf bugün deli gibi bir içeri bir dışarı uçup uçup
duruyor demişti. Anlamış sahibini uyarmak istemişti.
Ama kim depremi düşünüyordu ki, kimin aklina geliyordu.
Ve Yusuf gitmemişti, bırakmamıştı sahibini.
Koyun koyuna buldular onları sonra.
Dayım ve cebinde Yusuf.

Bole bir ask varmi

Perşembe, Ocak 8th, 2009

HÜLYA VE HAKAN İSMİNDE İKİ GENÇ KIZ GÜZELMİ GÜZEL GENÇ

YAKIŞIKLIMI

YAKIŞIKLI BU İKİ GENÇ BİRBİRLERİNİ SEVMİŞ VE BİR FLORT
DÖNEMİNDEN

SONRA

EVLENMEYE KARAR VERMİŞLER İKİSİNİNDE DURUMU İYİYMİŞ ZENGİN VE
VARLIKLI

AİLELERİN ÇOCUKLARIYMIŞLAR VE SONUNDA HAKAN VE AİLESİ HÜLYAYI
İSTEMEYE

GELMİŞLER NİŞAN YÜZÜKLERİ TAKILMIŞ VE EVLİLİK GÜNLERİ
BELİRLENMİŞ

BİRGÜN

HAKAN HÜLYAYI ARAMIŞ KIZ TELEFONA BAKMIŞ “AŞKIM NAPIYORSUN”
DEMİŞ

KIZ YEMEK YAPTIĞINI YEMEK YİYECEĞİNİ SÖYLEMİŞ

HAKAN “AŞKIM YEMEĞİNİ YEDİKTEN SONRA SENİ ALMAYA GELECEĞİM

BİRLİKTE
SİNAMAYA GİDERİZ İKİ TANE BİLET ALDIM” DEMİŞ

KIZ TELEFONU KAPATIP YEMEĞE DEVAM ETMİŞ TAM O SIRADA TÜP
PATLAMIŞ

BÜTÜN TÜP PARÇALARI HÜLYANIN BÜTÜN VÜCUDUNU DELİK DEŞİK ETMİŞ

HASTANEYE

YOĞUN BAKIMA KALDIRILMIŞ HAKAN KOŞA KOŞA HASTANEYE GİTMİŞ AMA
HÜLYA

ONUNLA GÖRÜŞMEK İSTEMEMİŞ

ÇÜNKÜ YANIKTAN ÖYLE İĞRENÇ BİR HAL ALMIŞKİ YÜZÜ VE VÜCUDU
BAKILDIĞI

ZAMAN

İĞRENİYORMUŞ İNSANLAR ANNESİ HÜLYANIN YANINA GELMİŞ VE “KIZIM
HAKAN

PERİŞAN BİR HALDE NEDEN ONU GÖRMEK İSTEMİYORSUN” DEMİŞ

KIZ; “ANNE SEN BİLE YÜZÜMÜN BU HALİNE BAKMAYA İĞRENİYORSUN
BENİ O

GÜZEL HALİMLE HATIRLASIN HERŞEY BİTTİ SÖYLE ONA SAKIN BENİ
ARAMASIN”

ANNE KIZININ DEDİKLERİNİ ÇOCUĞA AYNEN İLETMİŞ ÇOCUK
ÜZÜNTÜYLE

HASTANEDEN ÇIKMIŞ VE ARABASINI SÜRATLA KULLANMAYA BAŞLAMIŞ VE
TRAFİK

KAZASI

GEÇİRMİŞ VE KÖR OLMUŞ

ANNESİ TEKRAR KIZININ YANINA GELMİŞ VE HAKANA OLANLARI
ANLATMIŞ

ARTIK

EVLENMENİZ İÇİN HİÇBİR MANİ YOK ARTIK BİRBİRİNİZE DESTEK
ÇIKMALISINIZ

BAK

HEM ARTIK SENİ İSTESENDE GÖREMEZ DEMİŞ BUNUN ÜZERİNE KIZ
HAKANLA

EVLENMİŞ

İKİ TANE ÇOCUKLARI OLMUŞ VE YILLAR SONRA HÜLYA KALP
KRİZİNDEN ÖLMÜŞ

ÖLDÜĞÜ GÜN ÇOCUKLAR ANLAMIŞLAR Kİ BABALARI KÖR DEĞİL VE ASLINDA
HİÇ

KÖR

OLMAMIŞ

SÖYLERMİSİNİZ BANA BÖYLE BİR AŞK VARMI?????