Mirc Sohbet Chat TurkChat

mirc

Suan Sohbet Chat Mirc Sitesinin ‘Hikayeler’ Kategorisindesiniz

Anliyabilmek

Perşembe, Ocak 8th, 2009

“Satılık Köpek Yavruları” ilanının hemen altında
küçük bir çocuğun başı gözüktü ve
çocuk dükkan sahibine sordu :
-”Köpek yavrularını kaça satıyorsunuz?”
Dükkan sahibi :
-”30 dolarla 50 dolar arasında değişiyor fiyatları” dedi
-”Benim 2 dolar 37 sentim var” dedi çocuk
-”Bir bakabilir miyim yavrulara”
Dükkan sahibi gülümsedikten sonra bir ıslık çaldı ve
köpek kulübesinden beş tane yumak halinde yavru çıktı.
Yavrulardan biri arkadan geliyordu. Küçük çocuk
yürümekte zorluk çeken
sakat yavruyu işaret edip sordu:
-”Bunun nesi var?”
Dükkan sahibi onun kalça çıkığı olduğunu ve
hep sakat kalacağını açıkladı.
Küçük çocuk heyecanlanmıştı.
-”Ben bu yavruyu satın almak istiyorum.”
Dükkan sahibi:
-”Hayır o yavruyu satın alman gerekmiyor.
Eğer gerçekten istiyorsan o yavruyu sana bedava veririm”
Küçük çocuk birden sinirlendi.
Dükkan sahibinin gözlerinin içine dik dik bakarak:
-”Onu bana vermenizi istemiyorum.
O da diğer yavrular kadar değerli ve
ben fiyatını tam olarak ödeyeceğim.
Aslında şimdi size 2 dolar 37 cent vereceğim ve
geri kalanını ayda 50 cent ödeyerek tamamlayacağım.”
Dükkan sahibi çocuğu ikna etmeye çalıştı:
-”Bu köpeği gerçekten satın almak istediğini sanmıyorum.
Bu yavru hiçbir zaman diğer yavrular gibi koşup,
zıplayamayacak ve seninle oynayamayacak.”
Bunun üzerine küçük çocuk eğildi,
pantolonunu sıvadı ve
büyük bir metal parçasıyla desteklediği
sakat bacağını dükkan sahibine gösterip,
tatlı bir sesle:
-”Ben de çok iyi koşamıyorum
ve bu yavrunun
kendisini çok iyi anlayacak
bir sahibe gereksinimi var” dedi.

Altin Balik

Çarşamba, Ağustos 13th, 2008

Bir zamanlar,deniz kenarında küçük kulübelerinde yaşayan bir balıkçı ile karısı varmış.Balıkçı fakir olmasına fakirmiş,ama elindekilerede yetinmesini bilen biriymiş.Oysa karısıhiçbir şeyle mutlu olmayan,her zaman daha fazlasını isteyen tamahkar bir kadınmış.
Bir gün balıkçı,herzamanki gibi günlük rızkı çıkarmak için balık tutmaya gitmiş.Ağını suya bırakmış.Sonrabir taşın üzerine oturarak beklemeye başlamış.
Bir süre sonra ağını çekmiş.Ağındaki balığı görünce biraz garipsemiş.

eve yuruyus hikayesi

Perşembe, Ocak 8th, 2009

Ispanya’ nin guneyinde Estopana isimli kucuk bir kasabada buyudum.16 yasindayken bir
sabah babam benden kendisini araba ile 30 kilometre uzaktaki bir koye goturmemi istedi.

Ancak,onu Mijas ‘a biraktiktan sonra arabayi bakim icin yakindaki bir tamirhaneye goturup birakmam gerekiyordu. Araba kullanmayi yeni ogrenmistim ve kullanmak icin de pek firsat cikmiyordu.

Onun icin hemen kabul ettim. Babami hemen Mijas’a goturdum ve ogleden sonra 4′ te almaya soz verdim.

Sonra arabayi, tamirhaneye biraktim. Birkac saat vaktim vardi. Ben de, tamirhanenin yakinindaki bir sinemada bir-iki film izlemeye karar verdim.Fakat bu isten o kadar keyif aldim ki, bir-iki derken ipin ucu kacti. Son filmi izledikten sonra saate baktigimda 6 oldugunu gordum.

Iki saat gec kalmistim. Film izledigimi biliyorsa babamin kizacagini biliyordum. Bir daha arabayi kullanmama izin vermezdi. Ona tamirhanede arabanin isinin uzun surdugunu soylemeye karar verdim. Bulusacagimiz yere vardigim zaman babamin kosede oturmakta oldugunu gordum. Gec kaldigim icin ozur diledikten sonra ona arabanin isinin uzun surdugunu soyledim. Bunun uzerine bana nasil baktigini unutamam.

“Bana yalan soyledigin icin cok uzuldum Jason”

“Ne demek istiyorsun? gercegi soyluyorum.”

Babam bana tekrar bakti, ” Sen gec kalinca, tamirhaneyi aradim ve bir sorun olup olmadigini
sordum. Bana senin henuz arabayi almaya gelmedigini soylediler. Yani araba ile ilgili bir sorun
olmadigini biliyorum.” Birden ne kadar buyuk bir suc isledigimi anladim ve
babama gercegi itiraf ettim. Babam beni uzgun bir sekilde dinledi.

“Kizginim, ama sana degil, kendime. Eger sen bunca yildan sonra bana yalan soyleyebiliyorsan demek ki ben iyi bir baba olamamisim. Kendi babasina bile yalan soyleyebilen bir cocuk yetistirmisim. Eve yuruyerek donecek neyi yanlis yaptigimi dusunecegim.”

“Ama baba, ev 30 kilometre uzakta ve hava karardi. O kadar yolu yuruyemezsin.”
Babam ne ozur dilemelerime, ne itirazlarima kulak asmadi.Onu hayal kirikligina ugratmistim ve hayatimin en aci veren derslerinden birini almak uzereydim.Babam tozlu yollarda yurumeye basladi.

Ben de arkasindan araba ile izliyordum ve durmadan ozur diliyor ve arabaya binmesini rica
ediyordum. Ama beni duymazdan geliyor ve sessiz, dusunceli, uzgun bir sekilde
yurumeye devam ediyordu.

30 kilometre boyunca 10 kilometre suratle takip ettim.

Babamin hem fiziksel, hem de duygusal olarak bu kadar aci cekmesine tanik olmak
hayatimin en uzucu ve aci veren deneyimi olmustur. Ancak, ayni zamanda en buyuk hayat dersini de

bu olaydan aldigimi soylemeliyim. O zamandan beri asla yalan soylemedim.

Jason Bocarro

Elden Kacan Mutluluklar

Perşembe, Ocak 8th, 2009

Günlerden bir gün evdeoturan çocuk evde oturmaktan çok sıkılmıştır ki telefonunu eline alıp herkese çağrı atmaya başlamıstır bu kadarı çocuğu tatmin etmemiiştir ki artık kafasından numaralar yazıp o numaralara çağrı atmaktadır çağrı attığı numaralardan biri arar ve yüksek bir sesle sorar:
- siz kimsiniz???
çocuk kısık bir ses tonuyla:
- kimi aramıstınız?
der.
- Bilmiyorum biraz önce bu numara bana çağrı attı tanıyamadığım için aramıstım
der. Çocuk ise:
- özürdilerim o bendim yanlıslıkla oldu
der ve teli kapatır. Tam o anda bir mesaj gelir:
- pardon kim oldunuzu öğrene bilirmiyim beni aramıssınızda
der. Çocuk sasırır ve tel numarasın gizler ve mesaj atan kisiyi arar alo diye bir ses duyar ve kaptır karşısındaki bir kız’dır çocuk kızın sesini çok beğenir ve mesaj atmaya karar verir mesaj su cümlerle baslar “iyi günler ben sizi okulun önünde gördüm ve beğendim sizde isterseniz sizle tanısmak istiyorum
der. Kız bu mesaja şaşırır ve cevap yazar
- Beğenmenize sevindim ama ben okulu bırakalı 2sene oldu
der ve
- Birisiyle karıstırdınız sanırım
diğerek msj son verir çocuk ne yapıcanı saşırır ve cevap verir
- bende sizi 2sene önce görmüstüm ama yeni telefon numaranızı yeni bulabildim
der ve ismini sorar kızdan cevap gelmemektedir çocuk merak eder ve msj çeker
- rahatsız olduysanız bir daha sj atmam lütfen msj cvp verin
peki çocuk niye bu yalanı söyleme gereğini duydunu düsünür bir cevap veremez ya kız güzel değilse ya özürlüyse diğe düsünürken uykuya dalar sabah kalktığında telefona bakar msj gelmemiştir kendi kendine söz verir birdaha kızı rahatsız etmeyecektir. Ama hala kullağında kızın o güzel sesi vardır birseyler çocuğu kıza doğru çekmektedir. Peki bu nedir aşk mı? Telefonu alır numaraları yazar ve siler bi an numarayı ezberlemiş olduğunun farkına varır ve güler neden allahım neden diye söylenirken bir mesaj gelir çocuğun suratında bir gülümseme olusur mesaj şu cümleyle başlar
- benim numaramı kimden ögrendiysen ismi ona sor
der ve
- yasınızı ve isminiz öğrenebilirmiyim?
der.Çocuk:
- ismim Onur yaşım ise 19
der
- sizin isminizi öğrenebilir miyim?
yine bekler bekler cevap gelmeyeceğini düsünürken oda ne cevap gelir
- ben nergis okulu bıraktım peki sen ne yaparsın ve benim numaramı nerden aldın?
diye sorar kız cevabın ne olucanı merak etmektedir cevap:
- ismini söylemeyeceğime söz verdim
der kız dan mesaj gelir
- ben yeni aldım sadece bu numarayı 3 kisi bilyordu babam annem ve kuzenim bilmekte sen nasıl öğrenebilirsin ki nasıl?
kızın merakı artar ve çocuga bulusmak istedini söyler çocuk severek kabul eder
- kadıköy mine kafede bulusalım
der ve altına ekler iyi geceler sabah oldunda çocuk hazırlanır kokular sıkar üstüne ve kafeye doğru yol alır kız kafede onu beklemektedir çocuk kafeye gelir ve kızı arar NEREDESİN çocuk heycanlıdır kızı görür ve yanına gider tanısırlar ve konusmaya başlarlar kız sorar:
- numaramı nerden buldun?
çocuk duymamazlıktan gelir kız tekrar aynı soruyu yöneltir
- numaramı nerden buldun??
- buldum iste
kız gülegüle diyerek kalkar çocuk telefon eline alır ve kıza mesaj atar
- başkasını yollamak yerine kendin gelseydin öğrenirdin
dedi bu mesajdan sonra kızda ufakda olsa bi pismanlık vardı
- bekle bekle geliyorum
diye mesaj yollasada çocuk beklemedi ve çıktı eve doğru yol almıstı kız kafeye geldi ve çocuk yoktu sadece masada su not vardı: – BİRŞEYLERİ NE KADAR ÇOK ELDE ETMEK İSTİYORSAN O KADAR BÜYÜK KUMAR OYNARSIN KAYBETTİN GÜZELİM…
kız sasırdı ve kaçırdığı ne olabilirdi kiz çocuğa günlerce mesaj attı ama çocuktan cevap gelmedi iki yıl sonra kız bu numaraya tekrar mesaj atar
- ARTIK NELER KAÇIRDIĞIMI BENDE BİLİYORUM GELECEĞİMİ VE MUTLULUĞU KAÇIRDIM PEKİ SEN MUTLUMUSUN?
cevap gelir:
- SEN NE KADAR MUTLUYSAN BENDE O KADAR MUTLUYUM

Kara Kurbağa ve Mavi Gözlü Çocuk

Perşembe, Ocak 8th, 2009

Karakurbağa yirmiyedi ocak gecesi şehrin kuzey yakasındaki evini terkedip gitti. O gece şehirdekiler, karakurbağanın neden vıraklamadığını düşünüyorlardı. Şehre doğru vıraklayan kurbağa göçmeye karar verdiği gün susmak zorunda kalmıştı. Yosun yatağını, ıvır zıvır eşyaları toparlayarak nehir kıyısına yüzdü. Büyükçe bir nilüfer yaprağına veda mektubunu yazdı. Yirmisekiz ocak sabahı, meraklı birkaç adam kurbağayı aramak için yola koyuldular. Adamlardan biri su ürünleri uzmanıydı. Diğeri tankerlerle evlere su taşıyan bir firmanın sahibi. Bir diğeri de çevreyi koruma derneği kurucu üyesi. Karakurbağanın veda mektubu şehrin büyük meydanında halka karşı okundu. Herkes gözyaşları içinde çılgınca alkış tuttu. Müzeler genel müdürü bu kıymetli bir vesikadır diyerek mektuba el koydu. Onu büyük bir cam fanus içinde turistlere göstermek istiyordu. Hiçkimse ama hiçkimse kurbağanın nereye gittiğini merak etmemişti. Çirkin, zavallı ve kaygan karakurbağa kimin umurundaydı. Yıllar sonra mavı gözlü bir çocuk, müzeyi gezerken veda mektubunu gördü. Babasına nilüfer yaprağının niçin müzeye konulduğunu sordu. Baba, o bir mektuptur dedi. Karakurbağanın göçünü anlatıyor. Okursan daha iyi anlarsın. Mavi gözlü çocuk mektuba eğildi ve okumaya başladı ; ”Bana şehre doğru vıraklayan kurbağa adını siz verdiniz. Yıllar var ki nehrimi kirletmemeniz için haykırıyorum. Artık evimi terketmek zorundayım. Size yalnızlığı, kirletilmiş güzellikleri ve sun’i alışkanlıklarınızı bırakıyorum. İçimde saklı kalan binlerce satır var. Vıraklamak nedir bilemezsiniz. Bizim de gönlümüzce ağlamaya, anlamaya, yaşamaya hakkımız var. Bunu bilemezsiniz. Ben sizin halinize ağlamıyorum. Evimi terkedeceğim, onun için üzülüyorum. Bu nehrin anlamı, yosun bağlamış kurbağa yuvalarında saklıdır. Sizin gözleriniz mavi. Ama benim nehrim kahverengiye çalıyor. İçinizde bir kurbağa barındıramayacak kadar küçüldünüz.. Nehir akıp giden bir yoldur. Asırlar bu yolu izliyor atalarımız. Yosun bahçelerinde büyüyor çocuklarımız. Kirli nehir, solmuş beyaz bir gül gibi dağılır gider. Siz hiç güneşin misafir olmadığı karanlık bir yuvada yaşamak ister misiniz ? Ben istemem Yine de ağlamayacağım. İçinizdeki nehirleri soldurmuşsunuz, benim nehrim solmuş ne çıkar. Mavi gözlü çocuğun içi burkulmuş, gözleri dolu dolu olmuştu. Babasına döndü sorular sormaya başladı ; İçimizdeki nehrin anlamını öğrenmek istiyordu. Bütün ısrarlarına rağmen baba, soruları cevapsız bıraktı. Doğrusu ne diyeceğini bilememişti. Mavi gözlü çocuk karakurbağanın neden göçtüğünü anlamak istiyordu. Söylemek istediği önemli düşünceleri vardı. Son bir kez daha babasına döndü ve ”içimdeki nehrin kurumasını istemiyorum” dedi. Hem hiç bir kurbağa nehrini terketmesin. Ya da benim gözlerim mavi olmasın.

Simdilik

Perşembe, Ocak 8th, 2009

Büyükler, çocukların konuşmalarını yarım yamalak dinlediklerinden, onların sözlerinde gizli derin anlamları kaçırırlar.
Bizim eve, karıma elbiselerin, örtülerin, çarşafların söküklerinin dikilmesinde yardım eden bir terzi kadın gelir.Bu kadın bize geldiği zaman küçük oğlunu da beraberinde getirir. İşte ben, kalıcı ve derin imanın anlamını bu küçük çocuktan öğrendim. Onunla uzun zamandan beri arkadaş olduğumdan, bizim eve geldiğinde biraz sohbet etmeyi ihmal etmem.
Geçenlerde bana yakında güzel bir futbol topu alacağını söyledi.
Onu tekrar görüşümde futbol topunu alıp almadığını sordum.
Çocuk cevap verdi: “Hayır efendim, annem şimdilik topa ayıracak paramız olmadığını söyledi.”
Onun bu sözleri, durumlarının yakında düzeleceğine dair derin inancını gösteriyordu. Bilhassa, kullandığı “şimdilik” kelimesinde kuvetli bir güvenin izi seziliyordu.Bu çocuğun söyledikleri beni uzun uzun düşündürdü. Onu uzun bir süre görmedim. Günün birinde tekrar rastladım. Çocuk, bahçede oturmuş, bir karınca yuvasını seyrediyordu.Yavaşça yanına sokuldum.
Onu konuşturmak için babasından bahis açtım:
“Eve gidince yemekten sonra babanla oynayacak mısın?
Yoksa yemekten sonra hemen yatacak mısın?” diye sordum.
Çocuk ciddiyetle yüzüme baktı ve:
“Babam bir kaza geçirdiğinden hastanede. Şimdilik babamla oynayamayacağım!” dedi.
Geçen gün yolum, oturdukları mahalleye düştü.
Çocuğu kaldırımda aceleyle yürürken gördüm. Üzerinde temiz
koyu renk bir elbise vardı.
“Heyy” diye seslendim.
“Neden bayramlık elbiselerini giydin? Herhalde hastaneye babanı görmeye gidiyorsun.”
Çocuk gülümseyerek başını salladı. Bundan sonra söylediği sözler, dünyayı içinde yaşamaya değer bir hale getiren,ölümden sonraki hayata olan imanın bir insan için neler yapabileceğini anlamama sebep olan sözlerdi.Çocuğun soruma verdiği cevap şu olmuştu:
“Hayır efendim, hastaneye babamı görmeye gitmiyorum. Babam geçen hafta öldüğünden, onu şimdilik göremeyeceğim.”

Kurbaga Prens

Çarşamba, Ağustos 13th, 2008

Bir zamanlar yedi güzel kızı olan bir kral varmış. Bu kızların en güzeli en küçük olanmış.Güzel günlerde sarayın yakınındaki serin gölün kıyısında altın topuyla oynamaya bayılırmış. Bir gün kız topunu havaya atmış ve beklenmedik bir şey olmuş. Top göle düşmüş! “Topum gitti!” diye ağlamış kız. “Ben senin topunu getiririm,” demiş gölün kıyısındaki küçük bir kurbağa. “Ama benimle arkadaş olacağına, yemeğini paylaşacağına ve geceleri yatağına alacağına söz verirsen, ” diye devam etmiş kurbağa. “Tamam ” demiş kız. Ama kurbağa suya dalıp kızın topunu ona geri vermez koşarak saraya dönmüş.

Akşamleyin kral ve ailesi sofraya oturmuşlar. Tam yemeğe başlamak üzerelerken kapıdan bir vraklama sesi gelmiş. Küçük prenses duymazdan gelmeye çalışmış. Ama kral meraklanmış. ” Kim o?” diye sormuş. Prenses bunun üzerine kurbağaya verdiği sözü babasına anlatmış. ” Söz sözdür kızım,” demiş babası. Böylece prensesin nefret dolu bakışlarına rağmen kurbağaya sofrada yer verilmiş.

Yemekten sonra kız tek başına yatağına yönelmiş. Kurbağa masadan, ” ya ben ne olacağım? ” diye vraklamış. Kral kızına, “Verilen sözlerle ilgili söylediklerimi unutma” demiş.Prenses kurbağayı yanına alıp odasına götürmüş ve bir köşeye bırakmış. ” Yastığına gelmek isterim demiş,” kurbağa. Prenses gözyaşları içinde kurbağayı yastığına bırakmış.

Tam o anda kurbağa yakışıklı bir prense dönüşmüş. “Korkma, ” diye gülümsemiş. ” Bir cadı beni kurbağa yapmıştı ve bu büyüyü ancak bir prenses bozabilirdi. Umarım arkadaş olabiliriz. Hem bak artık bir kurbağa değilim.” Prens ve prenses çok geçmeden evlenmişler ve düğünlerinde tabii ki bazı yeşil dostlarını da davet etmeyi unutmamışla

Kucuk istavritin oykusu

Perşembe, Ocak 8th, 2009

Küçük istavrit, yiyecek bir şey sanıp
hızla atıldı çapariye
önce müthiş bir acı duydu dudağında
gümbür gümbür oldu yüreği,
sonra hızla çekildi yukarıya…

Aslında hep merak etmişti
denizlerin üstünü
neye benzerdi acep gökyüzü.
Bir yanda büyük bir merak,
bir yanda ölüm korkusu.

“Dudağı yarıklar” denir,
şanslıdır onlar, hani
görüpte gökyüzünü, insanı,
oltadan son anda kurtulanlar.

Ne çare balıkçının parmakları
hoyratça kavradı onu
küçük istavrit anladı; yolun sonu.
Koca denizlere sığmazdı yüreği.
Oysa, şimdi yüzerken
küçücük yeşil leğende,
cansız uzanıvermiş dostlarına
değiyordu minik yüzgeci.

İnsanlar gelip geçtiler önünden,
bir kedi yalanarak baktı gözünün içine
yavaşça karardı dünya,
başı da dönüyordu.
Son bir kez düşündü derin maviyi,
beyaz mercanı, bir de yeşil yosunu.

İşte tam o anda eğilip aldım onu.
Yürüdüm deniz kenarına
bir öpücük kondurdum başına,
iki damla gözyaşından ibaret sade
bir törenle, saldım denizin sularına.

Bir an öylece baka-kaldı
Sonra sevinçle dibe daldı.
Gitti tüm kederimi söküp atarak,
teşekkürü de ihmal etmemişti.
Bir kaç değerli pulunu
Elime, avuçlarıma bırakarak.

Balıkçı ve kedi şaşkın baktılar yüzüme.
Sorar gibiydiler, neden yaptın bunu, niye?
“Bir gün dedim, bulursam kendimi
yeşil leğendeki
küçük istavrit kadar çaresiz,
son ana kadar
hep bir umudum olsun diye…”

sana bizi anlatıyorum tuğba beni dinle

Perşembe, Ocak 8th, 2009

Merhaba! Size bizi anlatıcam.Tuğba ile beni yani
İlk tanıştığımız gün… 18 Mart 2003 Çanakkale şehitlerini anma gününde tanıştık. Onların okulu ile bizim okulumuz yanyana oturuyordu.Biz de yanyana düşmüştük. Yanımda can dostum Melih oturuyordu.Onun yanında en iyi arkadaşı Aslı. Melih ile ben yanımızda bir kız lisesinin oturduğunu öğrenince çok şaşırmıştık.Sonra Melihle ingilizcemiz fena olmadığı için kızlar hakkında ingilizce yorum yapmaya başladık.Tabi nerden bilelim onlarında ingilizce bildiklerini!!! Sonra biz yorum yaparken bir kız hakkında yanlış tahminde bulunduğumuz için Tuğba bize döndü ve ” Şey affedersiniz bir şey söylicem. O kız lise ikiye değil lise üçe gidiyor.” dedi. Tabi biz utancımızdan yerin dibine girdik.Sonra ben uyuya kalmışım.Başım yanlışlıkla Tuğbanın omuzuna düşmüş.Tuğbanın hocasının cimciklemesiyle uyandım. Tabi hemen sıçradım.Sonra ben Tuğba ile, Melih de Aslı ile sohbet etmeye başladı.Tören ondan akşam altı buçuğa kadar sürmüştü.Osaate kadar konuştuk.Tuğbanın ne kadar zor biri olduğunu daha o zaman anlamıştım.Hiçbir şeyini anlatmıyordu.O az konuşmasına rağmen ona aşık olmuştum.Akşam olmak üzereydi.Ben yaşadığım ilk aşk deneyimimde de aldatılmıştım.Nasıl oldu da bu kıza bir konuşma da, onun bir bakışına aşık olmuştum? Ayrılma vakti gelmişti.Gidiyorduk. Konferans bitmişti.Giderken ona”Buluşabilir miyiz?” dedim.”hayır” dedi.Sonra Melih ve Aslının da gelmesi şartıyla kabul etti. Buluştuk. Ona bütün cesaretimi toplayıp çıkma teklifi ettim. Bana bakarak:”Beni tanımıyorsun bile “dedi. Ben de” zaten tanımak için seninle olmak istiyorum ” dedim. “Tamam.”dedi. Tabi o da içinde güven duyduğu içindi.Çıkmaya başladık. O bana, ben ona her gün biraz daha bağlanıyorduk.Onu çok seviyordum. Okuldan kaçtık.Gezmeye gittik. Sanki dünya bomboştu ve sadece ikimiz vardık.Hatta sırf birlikte gün batımını seyretmek için binbir tane yalan söylemişti ailesine. Şimdi nasıl mıyız? Benim bir hatam yüzünden bana küsmüştü. Ama barıştık. Nasıl mı? Hep onun peşinden koştum. İlk defa… Ama asla yalvarmadım. Oda ben de asla gururumuzu çiğnemedik.Çok kavgalar ettik. Çok tartıştık. Ama her seferinde biraz daha bağlandık. Onu çok seviyorum. O da beni.
Eğer isterse onunla hayat boyu onunla kalmak istiyorum.Duy Tuğba duy beni seni seviyorum. Bizi anlattım tüm dünyaya. Herkes bilsin diye. Seni çok seviyorum. Merak etmeyin. Size devamını yazıcam. Bu daha tanışma faslıydı. Daha bizimle ilgli çok şey öğreneceksinsiz. Hoşçakalın!!!!!!

Balon

Perşembe, Ocak 8th, 2009

Küçük çocuk, baloncuyu büyülenmiş gibi
takip ederken, şaşkınlığını gizliyemiyordu.
Onu hayrete düşüren şey,
“Bizim eve bile sığmaz” dediği o güzelim balonların
adamı nasıl havaya kaldırmadığı idi.
Baloncu dinlenmek için durakladığında o da duruyor
ve sonra yine takibe koyuluyordu. Bir ara adamın
kendisine baktığını farkederek ona doğru yaklaştı
ve bütün cesaretini toplayarak:
-Baloncu amca, dedi. Biliyormusun benim hiç balonum olmadı.
Adam çocuğu söyle bir süzdükten sonra:
-Paran var mı? diye sordu. sen onu söyle.
-Bayramda vardı, diye atıldı çocuk, önümüzdeki bayram yine olacak.
-Öyleyse bayramda gel, dedi adam. Acelem yok, ben beklerim.
Çocuk sessizce geri döndü. O ana kadar balonlardan
ayırmadığı gözleri dolu dolu olmuş, yürümeye bile mecali
kalmamıştı. Bir kaç adım attıktan sonra elinde olmadan
tekrar onlara baktığında, gördüklerine inanamadı.
Balonlar, her nasılsa adamın elinden kurtulmuş ve
yol kenarındaki büyük bir akasya ağacının dallarına takılmıştı.
Çocuk, olup bitenleri büyük bir merakla takip ederken,
baloncu ona doğru dönerek:
-Küçük, diye seslendi. Balonları ağaçtan kurtarırsan
birini sana veririm. Yapılan teklif,
yavrucağın aklını başından almıştı.
Koşarak ağacın altına doğru yöneldi ve ayakkabılarını
aceleyle fırlatıp tırmanmaya başladı.
Hedefine adım-adım yaklaşırken duyduğu heyecan,
bacaklarını kanatan akasya dikenlerinin acısını
hissettirmiyordu. Sincap çevikliğiyle balonlara
ulaştığında bir müddet onları seyretti ve
dallara dolanan ipi çözerek baloncuya sarkıttı.
Ancak balonlardan birisi iyice sıkıştığından
diğerlerinden ayrılmış ve ağaçta kalmıştı.
Çocuk onu kurtarmaya kalkışsa,
dikenlerden patlayacağını çok iyi biliyordu.
İster istemez balonu yerinde bırakıp
aşağıya indi ve adam dönerek:
-Birini bana verecektiniz, dedi. Hangisi o?
Adam elini tersiyle burnunu sildikten sonra:
-Seninki ağaçta kaldı evlat, dedi. İstersen çık al.
Çocuk bu sefer ayakta bile duramadı.
Kaldırım kenarına oturup baloncunun
uzaklaşmasını bekledikten sonra,
dallar arasında parlayan balona uzun uzun bakarak:

“Olsun”, diye mırıldandı. “Olsun.” Ağacın üzerinde
kalsa da, bir balonum var ya artık..