Independent gazetesi, İngiliz ordusunun atış talimlerinde cami şeklinde hedef tahtaları kullandığını, Savunma Bakanlığı’nın konunun ortaya çıkmasının ardından özür dilediğini yazdı.
Gazete, Kuzey Yorkshire’da bulunan bir askeri poligonda camiye benzer, yeşil kubbeli atış tahtalarının İngiliz ordusunun Afganistan eğitimleri için kullanılmasının, ülkedeki Müslüman toplumun ve derneklerinin tepkisine neden olduğunu bildirdi.
“The Bradford Council for Mosques” (BCM) adlı Müslüman Derneğinin konuya ilişkin tepkisine de yer veren Independent, BCM yetkilisi İştiak Ahmed’in, “Müslüman toplum ile ordu arasındaki ilişkiler şu anda çok kırılgan ve ordunun yaptığı çok saçma bir şey. Bu, camilerin potansiyel tehlike oluşturulduğuna inanıldığı izlenimi veriyor. İngiliz ordusu, camileri hedef tahtası olarak, kullanarak askerlerine yanlış mesajlar veriyor” sözlerini aktardı.
İngiliz Ordu Sözcüsünün konuyla ilgili Müslüman toplumunda neden olunan rahatsızlık için özür dilediğini kaydeden Independent gazetesine göre, sözcü, “Bu şekildeki atış tahtalarını, camiye benzetme gibi bir maksadımız kesinlikle yoktu, sadece askeri personelimizin eğitimi için benzer bir operasyon ortamı yaratmaya çalıştık” diye konuştu.
BCM’nin Savunma Bakanlığından cami şeklindeki hedef tahtalarının en kısa zamanda kaldırılması talebinde bulunacağını yazan gazete, ordu yetkililerinin Müslüman toplumun temsilcileriyle konuyla ilgili rahatsızlıkları dinlemek üzere bir araya geleceğini bildirdi.
Daily Mirror gazetesi de bugünkü sayısında konuya ilişkin bir haber yayımlayarak, atış poligonunda 7 adet cami şeklinde hedef tahtası bulunduğunu ve bu hedef tahtalarının İngiliz askerlerinin Afganistan eğitimleri için kullanıldığını yazdı.
“Ordu Müslümanları kızdırdı” ifadesini kullanan gazete, poligonun yakınından geçen bir kişinin hedef tahtalarını görüp, bölgedeki Müslüman derneklerine haber verdiğinin tahmin edildiğini kaydetti.
Daily Mirror, Savunma Bakanlığının önce özür dilemediğini ve atış tahtalarını kaldırma gibi bir planı olmadığını, ancak daha sonra “neden olunan rahatsızlıktan dolayı özür dilediğini” ve Müslüman toplumun yetkilileriyle konuyla ilgili görüşeceğini bildirdiğini yazdı.
AA
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 40′a yakın Parti Meclisi (PM) üyesi ile CHP Genel Merkezi’nde toplandı. Kılıçdaroğlu ile görüşen PM üyelerinin Kılıçdaroğlu’na desteklerini bildirdi.
Kılıçdaroğlu ile PM üyeleri Parti Genel Merkezi’nde yaklaşık bir buçuk saat görüştü.
Edinilen bilgiye göre Kılıçdaroğlu, PM üyelerine iç çekişmeleri bırakarak partiyi iktidara taşımak için çalışmaları gerektiğini belirtti.
PM üyeleri de tek tek söz alarak Kılıçdaroğlu’na görüşlerini bildirdi.
Dünkü PM toplantısında Tüzük Kurultayı için imza veren PM üyeleri de verdikleri imzaların Kılıçdaroğlu’nun Genel Başkanlığına karşı değil, tüzüğün değiştirilmesi için olduğuna dikkat çekti.
Görüşmenin ardından genel merkezden ayrılan bazı PM üyeleri gazetecilere açıklamalarda bulundu.
(daha fazla…)
Öcalan’ın İmralı’da yeni inşa edilen cezaevi koşullarından şikâyet etmesi üzerine Türkiye’nin birçok yerinde olaylar çıktı, göstericiler güvenlik güçlerine saldırdı. Öcalan’ın yeni odasının ne kadar küçüldüğünü Adalet Bakanı açıkladı:
Adalet Bakanı Sadullah Ergin, Milliyet gazetesinden Fikret Bila’ya konuştu.
Ergin: Öcalan’ın yeni odası da eskisiyle hemen hemen aynı büyüklükte. Arada 17 santimetrekarelik bir fark var. Buna karşın yenisi çok daha fazla olanaklara sahip…
Abdullah Öcalan’ın İmralı’da yeni inşa edilen cezaevi koşullarından şikâyet etmesi üzerine Türkiye’nin birçok yerinde gösteriler yapıldı, olaylar çıktı, göstericiler güvenlik güçlerine saldırdı. Bu gösterilerde yine çocuklar da ön saflara sürüldü.
DTP lideri Ahmet Türk, Öcalan’ın yeni cezaevindeki koşullarının eskisinden daha kötü olduğunu, sağlık durumunun Türkiye’deki gelişmeleri etkileyecek önemde görülmesi gerektiğini açıkladı. Öcalan ve DTP sözcüleri, yeni cezaevindeki odasının eski odasından çok küçük olduğunu öne sürdüler. Eski odasının 12 metrekare, yeni odasının ise 6 metrekare olduğunu belirterek, değiştirilmesini istediler. Öcalan’ın, “Burada nefes alamıyorum. Eski odamda pencere alçaktı, burada yüksek” şikâyetinde bulunduğu yansıdı.
Bir taraftan gösteriler devam ederken diğer taraftan DTP’li iki milletvekili Gültan Kışanak ve Selahattin Demirtaş, Adalet Bakanı Sadullah Ergin’e giderek Öcalan’ın yerinin değişmesini talep ettiler.
Adalet Bakanı Ergin’le dün bu konuyu konuştum.
Fark 17 santim
Ergin, Öcalan’ın eski odasının 12 metrekare, yeni odasının ise 6 metrekare olduğu iddiasının doğru olmadığını belirterek, şu bilgiyi verdi:
“Yeni odası da eskisiyle hemen hemen aynı büyüklükte. Arada 17 santimetrekarelik bir fark var. Eski odası 11.98 metrekare, yeni odası ise 11.81 metrekare. Yani şikâyet edilecek bir fark yok. Şikâyet 17 santimetrekare için. Buna karşın yeni inşa edilen cezaevinin koşulları eskisinden çok daha iyi, çok daha fazla olanaklara sahip. Yeni inşa ettiğimiz cezaevi standart F tipi cezaevidir. Uluslararası standartlardan fazlası vardır eksiği yoktur. Nitekim, uluslararası kuruluşların yaptığı denetlemelerde Türkiye’deki F tipi cezaevi standartlarının çok iyi olduğu tespit ve tescil edilmiştir. İşkenceyi Önleme Komitesi’nden de heyetler aynı incelemeyi yapmışlardır.”
“Kroki üzerinden izah ettim”
Adalet Bakanı Sadullah Ergin, sorum üzerine, kendisini ziyaret eden DTP’li milletvekilleri ile yaptığı görüşmeyle ilgili olarak da şu bilgiyi verdi:
“Şikâyetleri dinledim. Yeni cezaevi hakkında kroki üzerinden bilgi verdim. Şikâyetlerin haklı bir sebebe dayanmadığını söyledim. Buna karşın somut bir şikâyetleri varsa değerlendireceğimi söyledim. Örnek olarak bu mahkûm şu hakkından yararlanamıyor veya bu mahkûma ayrımcılık uygulanıyor, diğer mahkûmların yararlandığı şu olanaklardan yararlanamıyor, diye bir şikâyetiniz varsa onu söyleyin dedim. Onlar kamuoyuna yansıyan genel bilgilere dayanarak şikâyette bulundular. Somut bir bilgileri yok. Büyüklük farkının olmadığını söyledim. Ayrıca pencere ile ilgili şikâyet de bir teferruat. Pencere az aşağıda az yukarıda olur. Önemli bir sorun değil. Hava almaya engel bir durum da yok. Cezaevinin standartları Birleşmiş Milletler’in öngördüğü standartlardadır.”
Sağlanan olanaklar
Adalet Bakanı Ergin, Öcalan’ın nakledildiği yeni F tipi cezaevinde, eski kaldığı cezaevinde bulunmayan birçok olanağın bulunduğunu belirterek, şu bilgiyi verdi:
“Şimdi F tipi cezaevinde uluslararası standartlarda birçok olanak var. Burada yararlanabileceği bir spor salonu bulunuyor. Hobi odaları var. Hobi odalarından yararlanma imkanı var. Modern görüşme mekanları var. Oraya nakledilen diğer mahkumlarla belli saatlerde bir araya gelme, görüşme olanağı var. Eski yerinde bu şartların hiçbiri yoktu. Ayrıca uygulanan kurallar bakımından da bir farklılık yok. Eski cezaevinde de ziyaretçi, havalandırma gibi kurallar F tipi cezaevlerinde uygulanan kurallarla aynıydı. Yani eski cezaevinde farklı bir kural uygulanmıyordu. Bu cezaevinde ise olanakları çok daha iyi.”
“Depreme dayanıklı”
Ergin, ayrıca yeni F tipi cezaevi binası hakkında şu bilgiyi de verdi: “En çok istismar edilen konulardan biri de bölgede deprem riski olduğu ve eski kaldığı binanın depreme dayanaklı olmadığıydı. Yeni inşa ettiğimiz F tipi cezaevi, depreme dayanıklı olarak inşa edilmiştir. Bu yönden de bir şikayet nedeni kalmamıştır.”
Doktor kontrolü
Adalet Bakanı Ergin, sağlık durumuyla ilgili iletilen şikayetlere de şu yanıtı verdi.
“Bütün mahkumlar gibi sağlık konusunda da farklı bir uygulama yok. Bir şikayet olduğu zaman doktor görüyor. Doktor kontrolünden geçiyor. O konuda da bütün mahkumların hangi hakları varsa onun da var.”
Komisyon gider mi?
Ergin, DTP’li Sırrı Sakık’ın gündeme getirdiği cezaevine heyet gönderilmesi talebiyle ilgili olarak da şunları söyledi: “Heyet gönderilmesi ancak TBMM İnsan Hakları Komisyonu’nun kararıyla mümkün. Eğer komisyon böyle bir karar verirse elbette heyet de gidip durumu yerinde tespit edebilir.”
“Söz vermedim”
Adalet Bakanı Ergin, Öcalan’ın eski cezaevine gönderilmesi konusunda DTP milletvekillerine söz verdiği iddiasını da şöyle yanıtladı: “Hayır. Ben böyle bir söz vermedim. Size aktardığım şekilde milletvekillerini de bilgilendirdim.”
Etiketler: Adalet Bakanı Ergin » DTP milletvekillerine söz » eski cezaevine gönderilmesi » göstericiler güvenlik güçlerine saldırdı » Öcalan’ın İmralı’da yeni inşa edilen cezaevi koşulları » Söz vermedim » Türkiye’nin birçok yerinde olaylar çıktıSabancı Üniversitesi Sanat ve Sosyal Bilimler öğretim üyesi Doç. Dr. Nimet Beriker, açılımın iki ana meşru aktörü olarak gördüğü AK Parti ve DTP’nin şu 45 soruya yanıt vermesi gerektiğini savunuyor:
Sabancı Universitesi Uyuşmazlık Analizi ve Çözümü Programı’nda görevli Sabancı Üniversitesi Sanat ve Sosyal Bilimler öğretim üyesi Doç. Dr. Nimet Beriker’in Radikal Gazetesi yorum sayfasında yayınlanan makalesinde açılımlarla ilgili yonutlanması istenen 45 soru yer alıyor.
Beriker’e göre uzlaşma ve barışma süreci, çatışmanın yıllar içinde ortaya çıkardığı başka bir sürü meseleyi, aktörü, süreci de kapsamak zorunda.
İşte o makale:
Açılımda yanıtlanacak 45 soru
Kürt açılımı, demokratik açılım, veya milli birlik projesi, adı ne olursa olsun, Kürt meselesine kalıcı çözüm arayışı bu yeni şekliyle Türkiye’de bir ilk.
Açılım süreci iktidar partisinin DTP’nin mecliste olmasını ‘nihayet’ fırsat olarak algılaması, ve özellikle uluslararası ve bölgesel koşulların da olgunlaşması ile hızlı bir şekilde Türkiye’nin siyasi gündemine girdi. Toplumsal barışın sağlanması, Kürt sorunu gibi uzun soluklu çatışmalarda, düşünüldüğünden çok daha karmaşık, meşakkatli ve hassas bir sürece karşılık geliyor. Zira, bu tür sorunlarda, sosyal mutabakat, sadece çatışmayı ortaya çıkaran koşulların ve bugünlere gelinmesine neden olan sürecin geriye sarılması ile mümkün değil.
Uzlaşma ve barışma süreci, çatışmanın yıllar içinde ortaya çıkardığı başka bir sürü meseleyi, aktörü, süreci de kapsamak zorunda. Şu haliyle açılımın iki ana meşru aktörü AKP ve DTP olarak görünüyor. Süreç tabii ki bu iki aktörün dışındaki siyasi aktörleri, güvenlik güçlerini sivil toplum kuruluşlarını, iş çevresi, medyayı, sanatçıları akademisyenleri, yerel yönetim, cemaat liderlerini kısaca toplumun her kesimini ilgilendiriyor.
Irak’ı, Kürt diyasporasını, PKK’yı, İran’ı AB’ yi, ABD’ yi de bu denkleme katmak gerek.
Aşağıdaki sorular barış sürecinin karmaşık yapısına dikkati çekmek için, AKP ve DTP yetkililerinin ayrı ayrı (veya birlike) cevaplayabilmeleri ve hazırlıklarında bu konuları da göz önünde tutmaları beklentisi ile hazırlanmış bir çeşit farkındalık listesi.
Sorular, özellikle, kamuoyunda ağırlıklı olarak tartışılan yasal ve yapısal arka plan ve güvenlikle ilgili konulara değil, sürecin değişken yapısına, grup ve birey bazında etkileşim dinamiklerine odaklanıyor.
Değişken koşullar ve çözüm süreci (sosyal, toplumsal düzey)
1. Siyasi, ekonomik, ve yasal tedbirleri içeren, yukardan aşağıya sürdürülen, genel bir siyaset girişimi mi, yoksa sokaktaki insanın da kendi kaynaklarını sürece aktarabildiği aşağıdan yukarıya uzanan toplumsal bir etkileşim süreci mi? İkisi de mi?
2. Değişken koşulları, dinamik ortamı değerlendirmek ve yönlendirmek üzere ön hazırlıklar mevcut mu? Siyasi iç koşullar bu açılımı destekleyecek yönde mi? Ergenekon davası, parti kapatma, yaklaşan seçimler, kriz, diğer açılım süreçleri Kürt açılımını nasıl etkiler?
3. Takvim gerekiyor mu? Ucu açık bir süreç mi? Taraflar bu konuda hemfikir mi?
4. Bu yönde kamuoyu desteği mevcut mu? Kamu oyunda baskın eğilimler neler? Bu eğilimleri ifade etmek için kullandıkları dil ve araçlar nedir?
5. Günlük siyaset yapma dili ile barış süreci yönetilebilir mi?
6. Toplumun değişik kesimlerinde ortaya çıkan ‘soysal çatışma’ eğilimi için ne tür önlemler düşünülüyor? Burada ortak tavır, hareket için taraflar bir araya gelecekler mi?
7. Karşılıklı alınan güven arttırıcı önlemler neler? Bu konuda ortak bir çalışma yapıldı mı? Cevap hayır ise, nerede ve ne zaman yapılacak?
8. Bu girişimde şeffaflık/gizlilik oranı nedir?
9. Medyanın ve sivil toplum örgütlerinin, sanatçıların, iş dünyasının, cemaat liderlerinin, akademisyenlerin, kadın hareketlerinin bu girişime katkısı ne olur?
10. Bu paydaşlar arasında ve içinde ortak karar alma ve hareket etme geleneği var mı? Bu yetkinliği oluşturmak için hangi kişi, süreç ve bilgiye ihtiyaç var ?
11. Konuyla ilgili daha önce var olan girişimler (örn. aydınlar grubu) sürece nasıl dahil edilecek?
12. Çatışmanın yarattığı yeni olgular, uyuşturucu, fuhuş, göç, haraç, köy korucuları, akaryakıt kaçakçılığı, para aklama mekanizmaları, topluma yayılan şiddet kültürü, farklılıklara tahammülsüzlük, kadın haklarındaki gerileme ve gençlik sorunları ile nasıl ele alınacak?
13. Bu sürece doğrudan veya dolaylı müdahil olan üçüncü taraflar, aracılar (yerel, bölgesel, uluslar arası) kimler? 14. Üçüncü taraflar (yerel, bölgesel ve uluslararası) hangi amaçlarla bu denklemin içinde bulunmakta. Gidişatın dinamiğini değiştirme güçleri neler? Onlarla olan ilişkileri kim hangi yönde etkiliyor?
15. Hangi bölgesel, uluslararası, gelişmeler bu süreci destekler/köstekler?
16. Tarafların elde etmek istedikleri en iyi sonuç nedir? Somut ve soyut sonuçlar ne olabilir?
17. Tarafların razı olacakları en iyi sonuçlar nedir?
18. Bu süreç yürümezse tarafların ellerindeki en iyi alternatif oyun planı nedir? Bu alternatifin maliyeti nedir?
Taraflar arası/içi etkileşimler (grup ve örgüt düzeyi)
19. Taraflar arasındaki güç dengeleri ne durumda? Sorunların barışcıl çözümü için gerekli bilgi, beceri, tecrübe, siyaset üretme yetkinliği nasıl bir dağılım gösteriyor?
20. Açılımın aksak gitmemesi ve yolda kalmaması için daha donanımlı ve tecrübeli taraf kaynakları daha az olan kesimlere (karşı taraf olmalarına rağmen) yol, yöntem, bilgi
(güç) aktarımında bulunacak mı? Cevap evetse, bu doğrudan yapılamayacağına göre bu rolü hangi üçüncü taraflar üstlenecek?
21. Bu girişimler sadece yapısal özellikler mi gösterecek (siyasi haklar, demokratikleşme hukuki düzenlemeler iktisadi önlemler) ilişkisel boyut da (algılar, önyargılar, güven vb. ile ilgili girişimler) göz önüne alınacak mı?
22. Taraflar kendi içlerindeki radikal gruplarla nasıl bir ilişki yöntemini benimseyecekler? Bu kesimleri
kazanmak için ne yapılabilir? Hangi uçlar uç olarak kalabilir?
23. Süreci baltalama girişiminde bulunacak kesimler kimler? Hangi istenmeyen olaylar öngörülebilir bunlarla ilgili ne tür önlemler alınmalı?
24. Süreci bozacak gelişmelerle baş etmek için taraflar kendi uçlarına en yakın kesimlerinden (örneğin dağdan inenlerden, şehit yakınlarından) yardım alabilecekler mi?
25. Çatışmanın tavan yaptığı dönemlerde ister istemez yok olan ılımlı aktörler, gruplar nasıl tekrar oyuna dahil olacaklar? Ilımlı aktörler hangi yapıcı rolleri üstlenebilir?
İletişim, örgütlenme
26. Konuyla ilgili bilgi ve tecrübe transferleri hangi iç ve dış kaynaklardan sağlanacak? ‘Benchmarking’- örnek uzlaşma vakalarının değerlendirmesi yapılacak mı?
27. Taraflar arasında aynı meclis çatısını paylaşma dışında gerektiğinde birlikte çalışma kültürü, bilgeliği ve
mekanizmaları var mı?
28. Bu süreç kaç kulvardan yürütülecek? Örgütsel, yerel, bölgesel, uluslararası düzlemlerin birbirleri ile olan ilişkileri, ve bunlar arasında koordinasyon kimler tarafından sağlanacak?
29. Örgütsel, yerel, bölgesel ve uluslararası düzlemlerin her birinde kişi, grup ve toplumsal düzeylerde alınması gereken önlemler, girişimler neler?
30. Konuyla ilgili açıklama yapma yetkisi kime/kimlere verildi? Nasıl bir organizasyon şeması ve iş bölümü yapıldı? Her grubun, gerektiğinde manevra kabiliyetini, arttıracak iyi adamı ve kötü adamı kim.
31. Bilgi akışı nasıl sağlanacak? Bilgi, görüş, olay karmaşasında karışan kafaları toparlamak, temel bakış açılarını ve ön kabulleri hatırlatmak, dağılan perspektifleri hem toplumsal hem de bireyler özelinde yeniden resmetmek görevi kime düşecek?
32. Kurumlar arası ilişkileri kim koordine edecek?
33. Bilgi kirliliği ve çarpıtılması durumunda devreye sokulacak mekanizmalar neler?
Psikolojik ve teknik arka plan (birey genelinde)
34. Bu açılımın psikolojik alt yapısı nasıl oluşturulacak? Olumlu, yapıcı bütüncül bir psikolojik ortaklık yaratabilmek için nasıl bir dilin egemen olması gerekir?
35. Böyle bir ortaklığın yaratılması şiddet dilinin her safhada hakim olduğu bir sosyal dokuda olası mı? Buradaki dönüşümün dilin ve onunla gelecek olan duygu, düşünce, muhakeme, davranış, ve kuralları oluşturmak için hangi süreçler/aktörler devreye girmelidir?
36. Bireyleri esas alan adımlar ne olacak? Kin, nefret, yok etme, zulüm çekme, bedel ödetme, travma, ön yargılar, kalıp değerler, ötekileştirme, algının seçiciliği, olumsuz genellemeler, suçlama, kurban psikolojisi gibi duygular/olgular nasıl ele alınacak? Biz ve onlar ikilemi ile kurgulanan dünyalar hangi ortak paydalarda buluşacak?
37. Bireylerin barış ve uzlaşma konularında zaten var olan, henüz yitirilmemiş ortak değerleri, kültürleri neler?
38. Bireyler acılarını, hayal kırıklılıklarını, nasıl, nerede, hangi araçlarla, kime ifade edecekler?
39. Bu sürece destek verecek insan kaynağı nedir? Yeteri kadar yetkin soysal hizmet görevlisi, psikolog, psikiyatrist, çatışma çözümü uzmanı, yerel şifa dağıtıcılar kimler?
40. Sorun paylaşım atölyeleri, önyargı farkındalığı çalıştayları, öncelikleri belirleme çalışmaları, ortak karar alma becerileri, sorun çözme grupları, proje eksenli ortaklıklar gibi süreçler katkı sağlar mı? Bunların yaygın ve etkin kullanımı nasıl gerçekleşir?
41. Uygun buluşma formatlarını değerlendirecek ve bu görüşmelerdeki mikro süreçleri yönetecek uzman kolaylaştırıcı, arabulucu, süreç tasarım uzmanları mevcut mu?
42. Tarafların bir araya gelebileceği fiziksel altyapı (salon, toplantı mekanı) var mı? Hangi kurumlar (sivil toplum kuruluşları, üniversite, yerel yönetim) bu olanakları sunabilir?
43. Memleketi satma/düşmanla işbirliği suçlamalarına karşı geliştirilecek söylemler neler?
44. Savunmacı ve saldırgan güdüden çıkıp ilkesel duruşlar sergileyebilmek için grup liderlerine ne görevler düşüyor?
45. Zamanın ruhunun akışkanlığı ile ideolojik duruşların durağanlığı arasındaki temel çelişkiler nasıl aşılacak?
Kuyucak ilçesindeki deprem Aydın’da ciddi hasar meydana getirmezken Denizli’de depremin etkisiyle evlerde çatlar oluştu, bir evin bacası otomobilin üstüne yıkıldı. 4 okulun tatil edilmesine karar verildi!
Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi Deprem Araştırmaları Enstitüsü’nden edinilen bilgiye göre, bu sabah saat 08.02′de, merkez üssü Kuyucak olan 4,9 büyüklüğünde bir deprem oldu. Denizli’de de hissedilen depremde, Saltak Mahallesi’ndeki bir evin bacasının düşmesi sonucu bir arabanın tavanı çöktü. Olay yerine giden polis ekibi tutanak tutarken, otomobil sahibi de bacayı kaldırarak temizlik yaptı.
OKULLAR TATİL
Denizli Valisi Yavuz Erkmen; Denizli’de 4 okulun okul idarecilerinin kararı ile öğrencilerin deprem nedeniyle psikolojik durumları dikkate alınarak tatil edildiğini açıkladı
BİNALAR ÇATLADI
Aydın’ın Buharkent ilçesinde meydana gelen deprem Denizli’de de hissedilirken, Denizli Valisi Yavuz Erkmen, ilde kriz masası oluşturduklarını ve gelişmeleri takip ettiklerini bildirdi.
Aydın ile sınırı bulunan Denizli’de şiddetli olarak hissedilen ve vatandaşların sabahın erken saatlerinde panikle evlerinden fırlamalarına neden olan deprem, başta Valilik binası olmak üzere ildeki bazı binalarda küçük çatlaklara ve sıva dökülmelerine neden oldu. Tirekapılar Mahallesi’nde bir evin bacası, önünde park halindeki otomobilin üzerine devrildi.
Denizli Valisi Yavuz Erken, AA muhabirine yaptığı açıklamada, depremin merkez üssünün Denizli’ye yakın olması nedeniyle ilde şiddetli şekilde hissedildiğini belirterek, vatandaşların ilk anda panik yaşadığını, ancak daha sonra durumun sakinleştiğini kaydetti. Erkmen, ”Kriz merkezi oluşturduk. Gelişmeleri izliyoruz” dedi.
VELİLER ÇOCUKLARI OKULDAN ALDI
Öte yandan veliler, okula gönderdikleri çocuklarını gelerek aldılar.
İl Milli Eğitim müdürlüğü yetkilileri, okulların tatil edilmesi gibi bir durumun söz konusu olmadığını ancak konunun değerlendirildiğini bildirdi.
-KANDİLLİ RASATHANESİ YETKİLİLERİ-
Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü yetkilileri, hızlı çözülümlerde lokasyonların birbirine yakınlığı nedeniyle depremin merkez üssünün ilk olarak Aydın’ın Horsunlu ilçesi olarak bildirildiğini, ancak daha sonra Buharkent ilçesi olduğunun anlaşıldığını kaydetti.
Etiketler: Aydın'ın Horsunlu ilçesi » Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü yetkilileri » Denizli Valisi Yavuz Erken » İl Milli Eğitim müdürlüğü yetkilileri » KANDİLLİ RASATHANESİ YETKİLİLERİ » okula gönderdikleri çocuklar » okulların tatil edilmesi » Öte yandan velilerHalime Nine tam tamına 135 yaşında. 7 çocuğu ve 150 torunu bulunuyor. Rus işgalinden, doğudaki katliamları, Mustafa Kemal’i dünmüş gibi hatırlayan Halime Nine, Uzun yaşamının sırrını böyle anlatıyor…
Diyarbakır’ın Kulp ilçesine bağlı Aygün köyü Sarıçobsan mezrasında ikamet eden 135 yaşındaki Halime Olcay, hafızasıyla görenleri şaşkına çevirirken Guinness Rekorlar Kitabı’na girmeye hazırlanıyor
7 çocuğu ve 150 torunu bulunan 135 yaşındaki Halime Nine, Rus işgalinin Doğu ve Güneydoğu’daki katliamları sırasında Mustafa Kemal Atatürk’ün Kulp’a gelerek düşmanları nasıl kovduğunu sanki dünmüş gibi heyecanlı bakışlarla anlattı.
135 yaşına kadar nasıl yaşadığını anlatan 150 torun sahibi Halime Nine, tamamen doğal ürünler yediğini ifade etti.
Bugüne kadar hiç doktor yüzü görmeyen Halime Nine, yaşlılıktan dolayı 23 yıldan bu yana hayatını yatakta sürdürüyor. Küçük bir odada, duvar dibine serili yer yatağında dinlenirken bulduğumuz Halime Nine, içeri girenleri gördüğünde artık güçten, takatten kesilmiş kollarının yardımıyla doğrulmaya çalıştıysa da ancak arkasına desteklenen yastıklarla oturabildi.
Rusların kendilerine eziyet ettiğini anlatırken, “Sarı saçlı, yeşil gözlü ve gaddardılar” diyen Halime Nine, kıtlıkta insanların ölülerini yediklerini ve Kulp çayı kenarına gelen Mustafa Kemal’i gördüğünü de ekliyor.
Ailesinin neredeyse tamamını savaşlarda kaybettiğini anlatan Halime Olcay’ın, bir yıl önce nüfus kütüklerinin bilgisayar ortamına aktarılması çalışmaları yapılırken bir insanın bu kadar yaşaması imkansız denilerek kaydı dondurulmuş.
Daha sonra köye gelen ilçe Kaymakamı Ahmet Günaydın, Halime Nine’yi canlı bir şekilde karşısında görünce hem kimliğinin hem de yaşlılık maaşının tekrar bağlanması talimatı verdi.
135 yaşındaki Halime Nine, tekrar yaşlılık maaşına kavuşmayı sabırsızlıkla bekliyor. Halime Nine’nin torunu Ersin Olcay, “Ninem 01.07.1874 doğumlu.
Tam 135 yaşında. Ninem, 23 yıldır yaşlılıktan dolayı yatakta yaşıyor. Ninem sağlıklı hayatın sırrı olarak doğal ıspanak, mantar, pancar ve hayvani ürünler yediğini söyler bize.
Ninem, baş ağrıları dışında hiç doktora gitmemiş, tamamen dogal ilaçlarla tedavi oluyor. Rus işgalinin doğu ve güneydoğudaki katliamları sırasında Mustafa Kemal Atatürk’ün Kulp’a gelerek düşmanları nasıl kovduğunu bize anlatırdı” diye ifade etti.
Diğer torun Kadri Olcay da, “Ninem daha önce yaşlılık maaşı alıyordu ancak yaşlılık maaşı kesildi. 135 yaşında bir insanın yaşaması mümkün değildir diyerek ninenim yaşlılık maaşı kesildi.
Ancak ilçe Kaymakamız köyümüzü ziyareti sırasında ninenim yaşadığını gördükten sonra tekrar maaşının bağlanması için girişimlerin yapılacağını söyledi.
Ninem yatalak olduğu için yine ilçe kaymakamlığı tarafından tekerlekli sandalye verildi. Halime ninem bizlere hep Rus işgalini anlatırdı.
Rus askerleri kadın erkek demeden herkesi bir odaya toplayarak üzerlerine benzin döktükten sonra ateşe vererek hepsini öldürmüş.
Hamile kadınların karınlarına silahlarının süngülerini batırarak katliam yaptıklarını ve çok eziyet ettiklerini anlatırdı. Ninem Atatürk’ten hep övgüyle söz ediyor. Anlatırken bile heyecanlanıyor” dedi.
Türkçe bilmeyen ve yanlızca Kürtçe konuşabilen Halime Nine’nin yaşlılıktan dolayı kulakları ağır işitiyor. Halime Nine, “Burada Ermeniler ile Ruslar herkesi öldürüyordular.
Benim 7 tane amcamı öldürdüler. Herkesi bir odaya toplayıp yaktılar. O zaman Atatürk geldi ve bizleri onların elinden kurtardı.
Uzun yaşamam ise tamamen doğal bitkiler yememden kaynaklanıyor. Pırpar ve benzeri ürünleri bu yaşıma kadar yedim, bir de tere yağı ve peynir çok yerim” şeklinde konuştu.
Etiketler: Ahmet Günaydın » Aygün köyü » Diyarbakır'ın Kulp ilçesi » Halime Nine'yi canlı bir şekilde karşısında görünce » Rus işgalinin Doğu ve Güneydoğu'daki katliamlarıGoogle Shopper ile alışveriş keyfi !
-
- Her geçen gün hızla artan mobil servislerine Google’dan yeni bir hamle daha.
Alışveriş dünyasında önemli yer edinecek olan bu servisin adı : Google Shopper
Günümüzde bir çok insan alışveriş tutkunu. Bu uygulama da alışveriş tutkunları için geliştirilmiş bir mobil servisi.Uygulamayı kullananlar istedikleri ürünleri sadece kelimeler ile değil resim, barkod ve hatta ses yolu ile bile arama yapıp ulaşabilecek.Ayrıca önceden aradığınız ve incelediğiniz ürünlere çevrimdışı mod sayesinde anında tekrar ulaşabilecek.
Etiketler: Google » ShopperAlaton biyoteknolojide devrim yapıp ‘söylemden eyleme geçişi’ tetikliyor
Geleceğin biyoteknolojide olduğuna inanan İshak Alaton’un yarattığı proje, ABD ve Avrupa’daki Türk bilimadamlarını Türkiye’ye çekecek. Alaton liderliğinde 20 Türk bilimadamı Avrupa merkezli bir fon kurdu. Alaton, “Fon 1 milyar dolara ulaştı, proje bekleniyor. Söylemden eyleme geçiyoruz” dedi.
Biyoteknolojinin hızla gelişeceğini ve geleceğin sektörü olacağını öngören Alarko Holding Yönetim Kurulu Başkanı İshak Alaton’un yarattığı proje, Türkiye’yi bir biyoteknoloji merkezi haline getirecek. Alaton liderliğinde dünyada söz sahibi olan 20 Türk doktor, Alvimedica adlı bir şirket kurdu. Merkezi Danimarka olan bu şirket yüzde 100 Türk sermayesine sahip. İshak Alaton’un yönetim kurulu başkanı olduğu şirket ilk yatırımını Çatalca’da ilaçlı stent üreten bir fabrikaya yaptı. Alaton, bu şirketin kurulmasıyla söylemden eyleme geçişin tetiklendiğini belirterek, “Türk bilim adamları Danimarka ve İsveç’te bir fon kurdular, bu fon 1 milyar dolara ulaştı. Şu ana kadar sadece 25 milyon doları kullanıldı. Geri kalanı proje bekliyor” dedi.
Boğaziçi Üniversitesi’nin ev sahipliğini yaptığı, tıp alanında teknoloji geliştiren Alvimedica’nın desteğiyle, Ulusal İnovasyon Girişimi ile Türk Amerikan Bilim Adamları ve Akademisyenler Derneği’nin (TASSA) katkılarıyla düzenlenen “Yaşam Bilim ve Sağlık Teknolojilerinde Yenileşim ve Çözüm Ortakları Kurultayı” başladı.
Türkiye yarışta önde
Kurultayda konuşan Alaton, 2050’li yıllara gelindiğinde 60 yaş üstü insanların oranının yüzde 36’ya çıkacağına dikkati çekerek, gıda ve enerji kaynaklarının sıkıntıya gireceğini, esas eksikliklerin ise biyoteknoloji alanında yaşanacağını bildirdi.
Biyoteknolojide yapılacak olan yatırımların 2020 yılında 7, 2050 yılında ise 18 kat artacağına işaret eden İshak Alaton, Amerika’daki Türk asıllı bilim insanlarıyla konuştuğunu ve herkesin çokkutuplu bir dünyanın ortaya çıkmaya başladığını anladığını dile getirdi. Alaton, 21. asrın 2001 yılında bittiğini ifade ederek, şöyle konuştu:
“Dünya çokkutupluluğa doğru gidiyor. Bugün dünyanın en iyileri sadece ABD’den değil Japonya’dan, Singapur’dan geliyor. Türkiye bu yarışın neresinde? Türkiye de bu yarışın içinde ve en önlerde. Umutlarınızı yeşertmek istiyorum. Türkiye’ye dönün. Siz çok şanslı insanlarsınız. Eyleme geçiş tetiklendi. Türk bilimadamları Danimarka ve İsveç’te bir fon kurdular. Bu fon 1 milyar dolara ulaştı. Şu ana kadar sadece 25 milyon doları kullanıldı. Geri kalanı proje bekliyor. İlk önce Yeşilköy’deki biyoteknoloji merkezini satın aldılar. 25 milyon dolarlık yatırımla Çatalca’da bir biyoteknoloji fabrikası kuruldu.”
NOBEL TIP ÖDÜLÜNÜ BİR TÜRK ALACAK
İshak Alaton, tanıştığı ve ismini vermediği bir Türk bilimadamı için, “Düşündüğüm birisi var, en geç 5 yıl içinde Nobel Tıp Ödülü’nü alacaktır” dedi. Alaton, hem doktoru hem de dostu olan Dr. Mehmet Öz’ün mesleğinin ticari hale gelmesi nedeniyle cerrahlığı bırakacağını anlattı.
‘Vadi’yi ABD’den geri dönen Türk bilimadamları kuracak
Alaton, bilim insanlarının çalışmalarının meyvesini vermeye başladığını belirterek, Türkiye’de de dünyanın en iyi “ilaçlı stent”inin yapıldığını ve Mart ayında da piyasaya çıkacağını söyledi. Türkiye’nin önümüzdeki 5 sene içinde biyoteknoloji dalında dünyanın en önünde koşacak ülke olacağına inandığını kaydeden Alaton, “Alvimedica olarak Çatalca’da bir Ar-Ge merkezi, biyoteknoloji vadisi oluşturmak istiyoruz. Bu büyük projede Amerika’dan dönen Türklere öncelik verilecek. Dünyada para çok. Para gidecek yer arıyor, yeter ki iyi bir fikriniz olsun” şeklinde konuştu.
teknolojide kız erkek farkı!!
-
- İlköğretim öğrencileri arasinda yapilan bir araştirmada kiz çocuklarinin interneti ağirlikla ‘iletişim’erkek çocuklarininsa ‘oyun’ amaçli kullandiği ortaya çikti.
ANKARA – Bilecik Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Yrd.Doç.Dr.Çiğdem Turhal,Yrd.Doç.Dr.Nazim Imal ve yüksek lisans öğrencisi Arif Günel’in 12-14 yaş grubu 133 öğrenci arasinda yaptiklari anket sonuçlarindan derlediği bilgilere göre,internet kullanimi her geçen gün artarken,artiş en fazla ergen bireyler arasinda görülüyor.
Araştirmaya göre,internet ve bilgisayar kullanimi çok küçük yaşlara kadar inerken,aileler,evlerine bilgisayar ve interneti çocuklarinin derslerine yardimci olmasi için aliyor.
Söz konusu yaş grubu çocuklar arasinda internet başinda geçirilen zamana bakildiğinda,öğrencilerin interneti en çok ”oyun” ve ”iletişim” amaçli olarak kullandiği gözleniyor.Bunun yaninda öğrenciler interneti ödev ve araştirma amaciyla kullaniyor.
Çocuklarin interneti ne amaçla kullandiklarini ortaya koyan araştirmaya göre,kiz çocuklarinin yüzde 60′inin arkadaşlariyla ”iletişim kurma” amaciyla kullandiği,erkek çocuklarinin ise yüzde 55′inin interneti en çok ”oyun oynama” amaciyla kullandiği ortaya çikiyor.
Öğrencilerin,”internet ortami güvenli mi?” şeklindeki soruya yüzde 60 oraninda ”evet” yanitini verdiği araştirmaya göre,bazi sitelerin ekranda görülmesine izin vermeyen ”aile koruma şifresi” kullanimi da giderek artiyor.Anketten çikan sonuçlara göre,yüzde 53′lük oranda aile koruma programina sahip aile bulunurken,gelecekte bu oranin artmasi bekleniyor.
Ankete katilan öğrencilerin yüzde 50′si internetin ”mutlaka olmasi” gerektiği yanitini verirken,yüzde 42′si ”olmali”,yüzde 8′i ise ”olmasa da olur” yanitini verdi.Öğrencilerin yüzde 55′i ise günde 1-3 saatini internet başinda geçiriyor.Araştirmacilar,bu sonuçlarin ”öğrencilerin internete bağimliliklarini ortaya koyduğu” yönünde yorum yapiyor.
Öğrencilerin yüzde 82′inde bilgisayar kendi odalarinda bulunurken,yüzde 20′sinde oturma odasinda,yüzde 15′in de ise dizüstü bilgisayar bulunuyor.Araştirmacilar,anketin sonuç raporunda çocuklari internet ortamindaki tehlikelerden korumanin en önemli yöntemlerinden birinin bilgisayari evin ortak kullanim alanlarinda bulundurmadan geçtiği yönünde görüş bildiriyor.
Johannesburg’un varoş mahallelerinden Berea’da, bir duvardaki metalden bölmeye pek çok kişi bir kere dönüp bakmaz bile.
Ama “Umut Kapısı”, istenmeyen pek çok bebeğin hayatını kurtarıyor. Anneler, genellikle yeni doğmuş bebeklerini, bulunup bakılmaları için bu metal bölmeye isimsiz şekilde bırakabiliyor. Bebek “kutuya” yerleştirildiğinde, üzerine konduğu yataktaki alıcılar, alarmı harekete geçiriyor.
“Umut Kapısı” yetimhanesinde çalışan bakıcılardan biri “Alarm çalmaya başladığında her şeyi bırakıp koşuyorsunuz çünkü orada hayatta kalmak için mücadele eden küçücük bir bebek olduğunu biliyorsunuz” diyor. Ardından bulunan bebek, tıbbi muayeneden geçiriliyor.
(daha fazla…)